Logline
Mahile, savaştan kaçarken ölen 12 yaşındaki çocuğunun mezarını bulmak için 28 yıl sonra Ağdam’a döner.

AĞDAM'DA NELER YAŞANDI?

Ağdam, savaş öncesinde Ermeni ve Türklerin yeşillikler içerisinde bir arada yaşadığı bir şehirdir. O dönemin Ağdam’ı, birlikte yaşama kültürünün en güzel şekilde yaşandığı barış dolu bir toplumdur. Üzerini dev çınar ağaçlarının gölgelediği dereden genç kızlar kovalarla evlerine su taşımaktadır. Türklerin sünnet düğünlerinde Ermeniler kirve olmaktadır. Bayramlar birlikte kutlanmakta, akşam oturmaları ve kapı önü sohbetleriyle günler geçmektedir. Gül suyu ile dolup taşan sokaklar 1980’lerin ortalarında başlayan çatışmalarla gözyaşı ve kanla yıkanacaktır.

SAVAŞA İNANMAK
Savaşın baş göstermesi ile iki toplum arasında suni bir ayrılık meydana gelir. Önce uzak bölgelerde ateşlenen mermilerin sesleri bir süre sonra Ağdamda da duyulur. Büyük bir kıyım yaşanmasına rağmen Türkler Ermenilerin kedilerini öldüreceklerine inanmazlar ya da inanmak istemezler. Bu süreçte komşularından öldürülenler ve esir düşenler olsa da topraklarından edileceklerine ihtimal vermezler. Ne zaman ki Hocalı’da büyük bir katliam gerçekleşir ve 613 sivil öldürülür işte o zaman anlarlar savaşın nasıl bir karanlık yüze sahip olduğunu.
GECE YÜRÜYÜŞÜ

Şehir merkezlerine doğru büyük bir yıkımla ilerleyen Ermeni ordusu zaman zaman püskürtülür. Askerlerin ilerlediği haberi geceleri ansızın gelir, apar topar kedilerini evlerden dışarı atarlar ve buzlu su akıtan Gargar çayını geçerek 5-6 kilometre yolu yürürler. Ermeni askerleri geri çekilince sabah evlerine geri dönerler. Bu travmatik gece yolculukları iki ay boyunca her gece yaşanır. Kapının ne zaman çalınacağı belli olmaz, bazen akşamüzeri bazen gece yarısından sonra. Aileler, çocuklarını korumak için o kadar telaşa kapılırlar ki çoğu zaman üzerlerine kıyafet almayı, ayaklarına ayakkabı giymeyi unuturlar. Gecenin soğuğuna buzdan bir sınır çizen Gargar çayını çocuklar annelerini kucaklarında, yaşlılar gençlerin sırtlarında geçerler.
DÖNÜŞ

İşgal yıllarının üzerinden 30 sene geçer ve Azerbaycan ordusunun büyük gayreti ve fedakarlıklarıyla işgal edilmiş toprakları tekrar ait olduğu ana vatanına bağlanır. İşgalden geriye yıkılmış hatıralarla birlikte yıkılmış şehirler kalır.
Topraklarından edilen Azerbaycanlılar son gece kilitledikleri kapılarının anahtarlarını bir gün tekrar açmak umuduyla 30 yıl saklarlar. Nihayet anahtarların kilitlere olan hasreti bitecektir...
SİNOPSİS

Qayıt, Azerbaycan Türkçesinde “Dönüş” anlamına gelir. Evlerinden 30 yıla yakın bir süre uzak kalmış savaş mağdurlarının tekrar evlerine dönme arzularından yola çıkılarak böyle bir film çekmeye karar verdim. Savaşlar insanlık tarihinin kadim kara lekesidir. 90’lı yılların başında Karabağ’da yaşananlar ise büyük bir trajediyi barındırıyor. Birçok sivil katledildiği gibi bir milyondan fazla Azerbaycan vatandaşı evlerinden edilmiştir. Bu insanların birçoğu aradan 30 yıl gibi uzun bir zaman geçmesine rağmen gittikleri yere adapte olamamış ve geçici yerleşim bölgelerinde yaşamaktadır. 2020 yılında Azerbaycan işgal altındaki topraklarını geri kazanmasına rağmen bu insanların akıbetinin ne olacağı halen muallak...
İLETİŞİM
